Yıl : 5 Sayı: 02

20   TERÖR

Haber Merkezi




İstanbul, beş gün arayla meydana gelen iki ?ikiz terör saldırısı? ile sarsıldı. Yıllarca PKK terörü ile mücadele eden, istikrarsızlığa yönelik suikast eylemlerine muhatap olan Türkiye, bu kez uluslararası niteliğe sahip yeni bir terör dalgasına maruz kaldı.

Türkiye?deki iyimser havayı darmadağın eden ilk saldırılar 15 Kasım Cumartesi günü gerçekleştirildi. İstanbul?daki iki sinagoga düzenlenen bombalı saldırılarda altısı Musevi vatandaşı olmak üzere 25 kişi hayatını kaybetti, 303 kişi de yaralandı. Çok boyutlu hedefleri olduğu belli olan saldırılar sonrası toplumsal bütünlük ve dayanışma ön plana çıktı. Müslümanların cenaze namazlarına hahamlar katıldı, Musevilerin cenaze törenlerine de Müslümanlar.

Tam her şey denetim altına alındı, işler rayına girdi denilirken ikinci şok dalgası perşembe günü yaşandı. Kadir gecesinin arifesinde İstanbul?u kana bulayan ?ikiz saldırılar?da hedef bu kez İngiliz kurumlarıydı. Levent?teki HSBC bankası ile Beyoğlu?ndaki İngiltere Konsolosluğuna yine bomba yüklü araçlarla gerçekleştirilen saldırılarda bilanço çok ağırdı: 32 ölü, 450?yi aşkın yaralı.

İlk saldırı HSBC Bank?ın Levent?teki genel müdürlük binası önünde gerçekleşti. Şiddetli patlama sonucu banka binası harabeye dönerken çevredeki binalarda büyük oranda hasar oluştu. Binanın önündeki 25 otomobil yanarak hurdaya döndü. Buradaki saldırıda 11 kişi hayatını kaybetti. Beyoğlu?nda meydana gelen saldırının hedefi ise İngiltere?nin İstanbul Başkonsolosluğu idi. İlk patlamadan yaklaşık 10 dakika sonra meydana gelen patlama sırasında binanın ön bahçe duvarı tamamen yıkıldı. Konsolosluğun bulunduğu sokakta park halindeki çok sayıda araç tahrip oldu, sokak savaş alanına döndü. Saldırıda İngiltere?nin İstanbul Başkonsolosu Roger Short ile yardımcısı Anette Elizabeth Kunna da hayatlarını kaybettiler. Beyoğlu?ndaki saldırıda ikisi polis toplam 16 kişi hayatını kaybetti.

Beş gün arayla gerçekleştirilen saldırıların yapılış şekline bakıldığında eylemlerin El Kaide işi olduğu anlaşılıyor. Kaldı ki emniyet kaynaklarından alınan bilgiler de bu doğrultuda. Saldırıları üstlenen örgütün, El Kaide çatısı altındaki Ebu Hafs el Mısrî Tugayı?nın Musevilere ait iki kutsal mekanı vurması, İngiliz Konsolosluğu ile uluslararası özelliğe sahip bir bankayı bombalaması küresel terörün Türkiye?ye kadar uzandığını gösteriyor.

Korkunç saldırılar, terör tarihimizde yeni bir sayfa açarken, toplum bugüne kadar hiç yaşamadığı bir korku türüyle tanıştı. Önce o korkunç ses geldi. Savaşlarda duyulabilecek bir patlama sesi. Ardından patlamanın şiddetiyle oluşan basınç kulakları sağır etti. Sonra gökten metal, beton, cam ve kan yağdı. Bedenler parçalanıp etrafa yayıldı. İstanbul?un dört yerinde kurulan ?korku laboratuvarları? amacına ulaştı. Ürkütücü görüntüler karşısında panik, frenlenemez bir korkuya dönüştü.

Aslında çok büyük doğal afetler sırasında ortaya çıkan bu en uç korku türü, çok büyük terör saldırıları sonrasında da oluşuyor. En az insan bilimciler kadar bu bilimsel gerçeğin farkında olan teröristler, bir topluluk üzerinde baskı kurabilmek için, korkuyu sistematik hale getirmeyi hedefliyor. Saldırıları planlayanlar için sadece korkunun ortaya çıkması yetmiyor, kalıcı olması da gerekli. Bu yüzden korkunun toplumsal bünye içinde yayılması gerekiyor. Kurulan düzenek kendiliğinden işlemeye böylece başlatılıyor.

İntihar Terörünün Tarihi
Terörün tarihine bakıldığında İntihar Terörünün yeni bir fenomen olmadığını görüyoruz. Daha milattan önceki dönemlerde Yahudi Sikayrileri intihar terörünü bir taktik olarak kullanmışlardı. Kendisini terörist olarak yaftalayamasak da tarihin kaydettiği ilk ?kendini öldürmek suretiyle başkalarını öldürme? vakası Eski Ahit?te anlatılan Samson (Şimşon) vakasıdır. Filistinlilerin elinde esir olan bu olağanüstü güçlü adam gördüğü işkenceler karşısında bulunduğu binanın çatısını ayakta tutan direkleri yerlerinden oynatmak suretiyle intihar etmiş, bu arada kendisiyle dalga geçerek eğlenmekte olan düşmanlarını da öldürmüştür. Haçlılar döneminde ortaya çıkan ve uzun yıllar varlıklarını devam ettiren İsmaili Haşhaşiler mezhebi adını İngilizce suikast (assasin) kelimesine verecek kadar profesyonel terör yapıyorlardı ve intihar terörü metodunu sıklıkla kullanıyorlardı. 18. Yüzyılda Hindistan?ın Malabar sahillerinde, Kuzey Sumatra ve Güney Filipinlerde intihar taktiklerini kullanan terör örgütleri ortaya çıktı. Eski Yahudi terör örgütleri istisna sayılırsa İntihar terörü taktiğinin ağırlıklı olarak Müslüman örgütler tarafından bazen yabancı işgalci güçlere karşı bazen de yine Müslüman rejimlere karşı kullanıldığını söyleyebiliriz. Bu durum İslamiyet?in intihar saldırılarını teşvik ettiği şeklinde yanlış bir kanaatin uyanmasına da sebep olmuştur.

Modern dönemde intihar saldırıları tarihi örneklerinden farklı olarak hedef genişletmiştir. Gerek Scaryi?ler gerekse Haşhaşiler (Sabbahiler) intihar saldırılarını hedeflenen kişi ya da kişilerin ortadan kaldırılmasını garanti etmek için kullanıyorlardı. Hedefle kurban hemen her durumda aynı kişiydi. Oysa modern intihar saldırılarında kurban hedefin ancak bir parçasıdır. İletişim metodlarının hemen her olayı dünya kamuoyuna hızla duyurabildiği asrımızda intihar saldırganı öldüreceği veya yaralayacağı kişiler kadar ekran karşısında şoka sokacağı, korkutacağı ve rahatsız edeceği kişileri de hedefler. Bu sebeple günümüz intihar saldırılarında hedefe ulaşılabildiği taktirde kurban gelişigüzel seçilebilir. Saldırgan üzerindeki bombayı yeter sayıda insana zarar verebileceğine ve nihayi görüntünün yeterince kanlı olabileceğine inandığı anda havaya uçurur. Tarihi intihar saldırılarının hemen tamamında kurban-hedefin masumiyeti sorgulanabilecekken modern intihar saldırılarında daha kolay ulaşılabildiklerinden dolayı sivil ve masum insanlar kurban olarak seçilirler. 11 Eylül 2001 tarihinde New York?taki İkiz Kulelere yönelik saldırılarda uçakların bomba olarak kullanılmasıyla birlikte intihar terörü kitle imha silahlarını da kullanabileceği mesajlarını vermiştir.

İntihar Saldırılarının Geleneksek Terör Saldırılarından Farkı
İntihar terörü saldırganın kendi hayatını kaybedeceği bilinci ve kararlılığıyla saldırıyı gerçekleştirmesi önşartına bağlıdır. Saldırganın olaydan sağ kurtulma şansının çok az olduğu silahlı saldırılar veya saldırganların eylem sonrasında kendilerini öldürdükleri durumlar birer intihar saldırısı olarak algılanılmazlar. Örneğin 1972 yılında Halkçı Cephe?nin kiraladığı üç Japon Kızıl Ordu militanı İsrail?in Lud Havaalanı?nda onlarca insanın canını kaybettiği bir silahlı saldırı düzenlemişler son kurşunlarını da kendi kafalarına sıkarak eylemlerini sonlandırmışlardır. Ancak bu eylemde ölüm tercihi ile öldürme eylemi arasında bir sebep sonuç ilişkisi olmadığından uzmanlar bu tür eylemleri intihar saldırısı sınıfına koymazlar. Yine 1987 yılında Suriye?den havalanan bir Halkçı Cephe yamaç paraşütçüsü Golan Tepeleri?ndeki bir İsrail askeri üssüne saldırıda bulunmuş ve yedi kişiyi öldürmüştür. Bir tek kişinin bir askeri üsse karşı giriştiği bu eylemden sağ çıkamayacağı bariz olmakla birlikte bu eylem de bir intihar saldırısı sayılmaz. İntihar saldırısında saldırganın ?kendisini öldürmek suretiyle başkalarının ölmesine sebep olması? esastır. Modern intihar saldırılarında saldırganın üzerinde veya sürmekte olduğu araçta (bu araç bir kamyon veya otomobil olabildiği gibi bisiklet ve at-eşek gibi binek hayvanları da olabilmektedir) taşıdığı bombayı havaya uçurması genel durumdur.

Modern İntihar Saldırılarının Ortaya Çıkışı
İntihar terörü son yirmi yılın terör taktikleri içinde parlayan ve sürekli yaygınlaşan bir taktik olarak kendini göstermiştir. Dünya çapında bugüne kadar onyedi farklı terör örgütü onüç farklı ülkede intihar saldırılarına başvurmuştur. Aksa İntifadası öncesinde dünya çapında 275 intihar saldırısı yaşanmışken İsrail?e yönelik intihar saldırılarının alevlenmesiyle birlikte bu sayı son iki yılda kendisini ikiye katlamıştır.

Modern İntihar Saldırıları İstatistiği
Örgüt İntihar Saldırısı Sayısı
Tamil Kaplanları 250
Hizbullah ve El-Emel 30
Lübnanlı Milliyetçi Örgütler 25
Hamas 53
PKK 15
Filistin İslami Cihat 28
Aksa Şehitleri Tugayı 10
Halkçı Cephe 8
El-Kaide 4
Da?va (Kuveyt) 2
İslami Cihat (Mısır) 1
Cema?a İslamiyye (Mısır) 1
Barbar Khalsa (Hindistan) 1
Silahlı İslami Cemaat (Cezayir) 1


İlk Saldırı Hizbullah?tan...
Tanım itibarıyla modern olarak adlandıracağımız ilk intihar saldırısı Nisan 1983 tarihinde Lübnan?da gerçekleşti. O dönemde Lübnan fiili olarak ülkede BM Barış Koruma Güçleri?nin şemsiyesi altında bulunan Batılı ülkelerin işgali altında bulunuyordu ve bu ilk intihar saldırısı da bu işgalci güçleri hedeflemişti. Beyrut?teki Amerikan büyükelçiliğini hedef alan ilk saldırıyı o güne kadar adı duyulmamış olan Hizbullah örgütü gerçekleştirmişti. Aynı yılın ekim ayında örgüt bu kez Amerikan Deniz Kuvvetleri karargahı ve Fransız Çokuluslu Güc?ünü hedef alan saldırılarda bulundu. Ekim ayındaki bu iki saldırı aynı anda gerçekleştirilmişti ve 300 insanın hayatına maloldu. İntihar saldırılarını dünyanın gündemine oturtan ve dünya çapında farklı örgütler tarafından örnek olarak alınmaya başlanmasına sebep olan olay budur. Batılı güçlerin Lübnan?dan çekilmesinden sonra çok başarılı olduğu anlaşılan bu yöntem İsrail?in Güney Lübnan?ı kontrolü altında tutan ordusuna ve İsrail ile işbirliği yapan Güney Lübnan Ordusu?na karşı kullanmaya başladı. Ancak eylemler yılda bir veya iki seyrekliğine düştü. Yine de Hizbullah intihar saldırılarının isim babalığını korumaya devam etti. Hizbullah?ın intihar saldırıları kısa zamanda gerek Lübnan?da gerekse başka Arap ülkelerinde çeşitli terör örgütleri tarafından benimsendi. 1983-1999 tarihleri arasında Lübnan?da 50 civarında intihar saldırısı gerçekleşti. Bu saldırıların yarıdan çoğunu Hizbullah ve yine bir Şii örgütü olan El-Emel tarafından geri kalanıysa yine Hizbullah modelini takip eden milliyetçi gruplar tarafından gerçekleştirildi. Daha 1983 yılında Kuveyt?te üstlenmiş bir Şii örgüt ülkedeki Batılı menfaatlerini hedef alan bir intihar saldırısı gerçekleştirdi. 1985 yılında aynı örgüt Emir El-Sabbah?ı hedef aldı. Hizbullah?ın birinci saldırıdaki rolü net olmamakla birlikte bu ikinci saldırıda direk rol aldığı isbatlanmıştır. İlginç bir şekilde Hizbullah?ın intihar saldırıları taktiğini model alıp geliştirmek bir Müslüman-Arap örgütüne değil Sri Lanka?da eylemler düzenleyen bir bağımsızlık ordusuna kalmıştır.

Tamil Kaplanları Hizbullah?ı Takip Ediyor...
Tamil Kaplanları bugün halen intihar saldırıları taktiğini en fazla sayıda ve en etkin olarak kullanan terör örgütü ünvanını taşıyor. Hizbullah?ın özellikle Beyrut Limanı?nda demirlemiş bir Amerikan gemisine yönelik saldırısından etkilenen Tamil Kaplanları 1987 yılından itibaren aynı taktiği kullanmaya başladı. Bu tarihten saldırıların durdurulduğu Şubat 2000 tarihine kadar tam 168 intihar saldırısı düzenleyen Kaplanlar tarihe iki devlet başkanını öldürebilmiş tek terör örgütü olarak da geçtiler. Örgüt Mayıs 1991?de Hindistan Devlet Başkanı Rajiv Gandhi?yi, 1993 yılında da Sri Lanka Devlet Başkanı Prendesa?yı intihar saldırılarıyla öldürdüler. 1999 yılında Sri Lanka?nın yeni başkanı Kumaratunga bir saldırıya uğramış ancak bir gözünü kaybederek ölümden kurtulmuştu. Ocak 2000?de örgüt ülkenin başbakanının evine yönelik bir saldırı da düzenlemiş ancak hedefteki başbakan ve savunma bakanına ulaşmayı başaramamıştır. Yine de bu saldırılar bir taraftan Tamil etnik grubuna mensup ılımlı liderlerin Sri Lanka rejimiyle barış masasına oturmasına engel olmuş, diğer taraftan kişileri hedef almakta çok başarılı olan örgüte karşı açıktan bir mücadele başlatma cesaretini kimse gösterememiştir. Örgüt son iki yıldır eylemlerine son vermiş olmakla birlikte daha önce de ilan ettiği ateşkesleri yine kendisi bozmuş olduğundan gelecek için bir tehdit olarak görülmektedir.

Mısır?lı Örgütler
Mısır?lı iki örgüt birer intihar saldırısıyla tarihe geçmişlerdir. Bunlardan ilkinde Ekim 1995?de Cema?a el-İslamiyye Hırvatistan?da bir polis karakoluna saldırmış, ikincisinde bir ay sonra Mısır İslami Cihat Örgütü Pakistan?daki Mısır Büyükelçiliğini hedef almıştır. Her iki eylem de bu ülkelerin Mısır rejimi ile giriştikleri güvenlik işbirliğini protesto etmek ve bazı aranan Mısırlıların bu ülke polisince Mısır?a iade edilmesine misilleme olarak gerçekleştirilmiştir.

PKK ve İntihar Saldırıları Türkiye?de...
PKK?nın Haziran 1996 ile Temmuz 1999 tarihleri arasında giriştiği 21 intihar saldırısı (bunlardan ancak 15?i gerçekleşebilmiş altısına ise engel olunmuştur) nispeten düşük zararlı saldırılar olmuşlar ancak saldırganların motivasyonları ve saldırı öncesindeki hazırlıkları açısından en iyi belgelenmiş olanları olarak intihar saldırıları incelemelerine malzeme olmuşlardır. Gerçekleşen 15 intihar saldırısında 19 kişi hayatını kaybetmiş, 138 kişi de yaralanmıştır.

El-Kaide ve İntihar Terörü
Usame Bin Ladin?in El-Kaide örgütü bugüne kadar hiçbir terör saldırısını üstlenmemiştir. Ancak örgütün 1998 Ağustos?unda Nairobi ve Darüsselam?daki Amerikan büyükelçiliklerine eşzamanlı olarak düzenlenen saldırılardan ve 2001 11 Eylül Saldırıları?ndan sorumlu olduğu genel kabul gören kanaattir. 1998 yılındaki iki saldırıda 300 kişi hayatını kaybetmiş, 11 Eylül 2001 saldırısında ise ölü sayısı bu rakamı ona katlamıştır. Özellikle Mısır?lı örgütlerle bağlantılarının güçlü olduğu bilinen El-Kaide?nin Amerika?nın Afganistan Operasyonu?ndan sonra da eylem gücünü koruduğu ve benzeri eylemlere girişmeye hazırlandığı tahmin edilmektedir.

- 11 eylül 2001 tarihinden beri El-Kaide örgütü ve ona bağlı bir takım gruplar, çok sayıda saldırı eyleminden sorumlu tutuldu

ABD'ye yönelik olarak gerçekleştirilen 11 Eylül (2001) saldırılarından sonra El-Kaide Örgütü'nün düzenlediği idda edilen eylemler:

2001 yılı
-11 Eylül- Üç kaçırılan uçak ABD'nin belli başlı noktalarına kamikaze uçuşu yaparak New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne ait ikiz kulelerin ve Pentagon'un bir kısmının tamamen yıkılmasına yol açtı ve dördüncü bir kaçırılan uçak da Pensilvanya'da kırsa kesime düştü; toplam 2 bin 976 kişi hayatını kaybetti.

2002 yılı
-20 Mart - ABD'nin Lima büyükelçiliği'nin yanında meydana gelen bir araba patlamasında 9 kişi öldü 30 kişi yaralandı.

-11 Nisan -Tunus'un Cerbe adasının güneyinde yer alan El,Ghriba sinagogunun yanında bomba yüklü bir kamyon patladı. 14 Alman, 5 Tunuslu ve 1 Fransız öldü. Sorumluluğu El-Kaide üstlendi.

-8 Mayıs - Pakistan, Karaçi'de Sheraton Oteli'nin önünde bir arabada bulunan saldırgan kendisiyle birlikte 11 Fransız donanma uzmanını, 3 Pakistanlı'yı öldürdü. Bir Pakistan mahkemesi daha sonra saldırıyı planlamakla suçlanan yasadışı Harkat-ül Muhacidin örgütüne mensup üç kişiyi buldu.

-14 Haziran - Karaçi'de ABD konsolosluğunun önünde infilak eden bomba yüklü bir araç en az 11 kişinin ölmesine ve 45 kişinin yaralanmasına yol açtı. Harkat-ül Muhacidin örgütüne mensup dört kiş saldırıdan sorumlu tutuldu.

-12 Ekim - Endonezya'nın Bali adasının Kuta sahilinde, gece kulüplerinin bulunduğu bir sokakta bombalar patladı, 200 kişi öldü, yüzlercesi yaralandı. Üçüncü bir bomba da Kuta'nın yakınınıdaki Sanur'da bulunan ABD konsolosluğunda patladı ancak can kaybı olmadı. El-Kaide'ye bağlı yasadışı Cemaat-i İslamiye örgütü eylemleri üstlendi.

-28 Kasım - Kenya'nın Mombassa limanında çoğunlukla İsrailli turistlerin kaldığı otelin önende bomba yüklü bir arabayla yapılan saldırıda en az 15 kişi öldü. Şehirden kalkış yapan bir İsrail uçağına da iki isabetsiz füze atıldı. Eylemi El-Kaide üstlendi.

2003 yılı
-12 Mayıs - Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da yabancı vatandaşların yerleşim sitesine arabayla giren intihar bombacıları içlerinde 9 ABD'linin de bulunduğu yaklaşık 35 kişinin ölümüne yol açtı. Colin Powell El-Kaide'yi suçladı.

-16 Mayıs- Fas'ta, Kazablanka'da bir İspanyol restoranını, beş yıldızlı bir oteli veYahudi yerleşim merkezini vuran en az beş bombalı intihar saldırısı yapıldı. 12 bombacının da içlerinde yer aldığı 45 kişi öldü ve 60 kişiyaralandı. El-Kaide'yle dolaylı yoldan bağlantılı olan Fas Selefist Cihad örgütü mensupları suçlu bulundu.

-7 Haziran - Afganistan'ın başkenti Kabil'in doğusunda Alman barışgücü askerlerinin içinde bulunduğu bir otobüse arabalı intihar saldırısı düzenlendi. 4 asker öldü 31 tanesi yaralandı. Ayrıca bir Afgan vatandaşı ve saldırgan da hayatını kaybetti. Alman Savunma Bakanı Ptere Struck El-Kaide'yi suçladı.

-5 Ağustos- Endonezya'nın başkenti Cakarta'daMarriot Oteli'ne atılan büyük bir bombanın patlaması sonucunda 10 kişi öldü 150 kişi yaralandı. Endonezya Savunma Bakanı Matori Abdül Celil saldırıdan terör örgütü Cemmat,i islamiye'y sorumlu tuttu. 19 Ağustos - El-Kaide'nin bir kolu olduğu söylenen Şehit Ebu Hafız el Masri tugayları Bağdat'taki BM genel karargahına yapılan saldırıyı üstlendi. Bobma yüklü kamyonla yapılan saldırıda BM'nin Irak'taki en üst düzey elçisi Sergio Vieira de Mello'nun da içlerinde bulunduğu 22 kişi hayatını kaybetti.

-15 Kasım -İstanbul'un merkezinde sinagogların öneünde iki bomba yüklü araç patladı, 25 kişi hayatını kaybetti. Bir Arap gazetesi Şehit Ebu Hafız el Masri tugaylarının saldırıyı üstlendiğini söylerken Anadolu Ajansı'nı arayan bir kişi de Türk terör örgütü İBDA-C adına saldırıyı üstlendi.

-20 Kasım - İstanbul'da HSBC bankasına ve İngiliz Konsolosluğu'na yapılan bombalı intihar saldırılarında en az 25 kişi öldü. Türk güvenlik güçleri bu saldırıdan da El-Kaide'nin sorumlu olduğundan şüpheleniyor.

İsrail?de İntihar Terörü
İsrail?e yönelik intihar saldırıları öncelikle Güney Lübnan?da Hizbullah tarafından başlatılmıştı. Ancak İsrail?in kendi topraklarında veya Batı Şeria ve Gazze Şeridi?ndeki İsraillilere yönelik intihar saldırılarının başlaması Hizbullah?ın ilk intihar saldırısından ancak on yıl sonra gerçekleşmiştir. Aksa İntifadası öncesinde İsrail?e yönelik intihar saldırılarının hemen tamamı Hamas ve İslami Cihat örgütleri tarafından gerçekleştirilmişlerdi. Her iki örgütün intihar saldırısı taktiklerini benimsemesine de ironik bir şekilde İsrail sebep olmuştur. İsrail Ordusu 1992 yılında bu iki örgütün yüzlerce militanını sınırdışı ederek Lübnan?a sürmüştür. Bu ülkede Hizbullah ile işbirliğine girişen bu militanlar kısa zamanda intihar saldırısı taktiklerini, bu saldırı için gerek operasyon el malzemeni imalini ve gerekli propaganda taktiklerini öğrenmişler ve sürgünün üzerinden daha bir yıl geçmeden her iki örgüt de intihar saldırılarına başlamıştır. Her iki örgüt de Sünni İslam?ı benimsemiş örgütler olmakla birlikte Hizbullah ve İran ile ilişkilerini günümüze kadar sürdüre gelmişlerdir. Hizbullah?tan öğrendikleri üzere intihar saldırılarını öncelikle işgalin temsilcisi olan Batı Şeria ve Gazze Şeridi?ndeki İsrail ordusu askerlerine ve yerleşimcilere yönelten örgütler kısa zamanda İsrail?in kendi topraklarındaki sivillerin gerek ulaşabilirlik ve gerekse terörün gerektirdiği medyaya ulaşım ve korku yayma açısından daha uygun hedefler olduklarını tespit etmişler ve eylemlerini İsrail?in kendi topraklarını da içine alacak şekilde genişletmişlerdir. Bir göç ülkesi olan İsrail için vatandaşların güvenlik hissi göçün devamı için hayati olduğundan bu saldırıların etkisi beklenenden dahi büyük olmuş, bu da saldırıların meşruiyet arayışında yardımcı olmuştur. Aksa İntifadası başlayana kadar iki örgüt toplam otuz civarında intihar saldırısı gerçekleştirmiştir. Dini herhangi bir söylemi olmayan Halkçı Cephe ve bu örgütün bağlantılı sosyalist veya milliyetçi örgütler de yer yer intihar saldırısına başvurmakla birlikte bu metod Hamas ve İslami Cihat?ın ayırıcı özelliği olmaya devam etmiştir.

Aksa İntifada?sı Döneminde İntihar Saldırıları
1996 yılında Hamas?ın bombacısı olarak bilinen Yahya Ayyaş?ın bir İsrail operasyonunda öldürülmesinden sonra bir dizi intihar saldırısı yaşandı. Bundan sonra karşılıklı misilleme ve intikam olarak ortaya çıkan intihar saldırıları ve İsrail kuşatma ve kapatmaları birbirlerini beslediler. Aksa İntifadası hali hazırda oluşmuş bu fasit daire üzerine kuruldu ve gerek intihar saldırıları gerekse bunlara karşı İsrail?i giriştiği operasyonlar misilleme ve intikam karakteristiği göstermeye başladılar. İsrail Ordusu Ağustos 2001?de gerçekleşen bir hedefli öldürmede Halkçı Cephe?nin lideri Ebu Ali Mustafa?yı öldürünce Halkçı Cephe intikamını ağır alma yemini etti. Bir hafta içinde örgüt Kudüs çevresinde dört intihar saldırısı gerçekleştirdi.

Aksa İntifadası İsrail karşıtı örgütlerin Sünni olsun Şii olsun ortak bir hedef etrafında toplanmasını sağladı. Camp David görüşmelerinin bekleneni vermemesi üzerine Filistin sokaklarında siyasal çözüme olan inanç kayboldu ve yerini şiddet yoluyla İsrail?i birşeylere zorlama seçeneğine bıraktı. İntihar saldırılarını yine Hamas ve İslami Cihat başlattılar. Ancak bu saldırıların sadece İsrail?i değil aynı zamanda hala siyasi çözüm için uğraşan Arafat yönetimini de zor durumda bıraktığının anlaşılmasından sonra Arafat?ın Fetah Partisi devreye girerek kendi operasyonlarını düzenlemeye başladı. Görünüşte sadece sokakları İslamcı örgütlere kaptırmama çabasından ibaret olan bu girişim kısa zamanda araç olmaktan çıkarak amaca dönüştü. Fetah?dan kopan Tanzim adındaki bir militan grup Aksa Şehitleri Tugayı adında bir eylem grubu oluşturdu. Tugay çok kısa zamanda intihar saldırılarında Hamas ve İslami Cihat?ın popülaritesini gölgede bırakacak sayılara ulaştı. Aksa Şehitleri Tugayı?nın İslamcı iki örgütten en belirgin farkı terörü İsrail?i bağımsız bir Filistin Devleti?ni kabul etmeye zorlamak için geçici bir araç olarak görüyor olmasıydı. Yine İslamcı örgütlerden farklı olarak kadın intihar saldırganlarını da kullanıyordu. Kadınların İsrailli askerler tarafından tespit edilmesi çok daha zordu ve çoğunluğu karınlarında bomba ceketinin oluşturduğu şişkinliği hamilelik belirtisi olarak gösteriyorlardı.

Aksa İntifadası?nın ikinci yılında İsrail?e karşı operasyonlarda bulunan 13 Filistinli örgüt ortak hareket kararı aldılar. Bundan sonra bir örgütün öldürülen bir elemanının intikamını bir başka örgüt almaya başladı. Bu da eylemlerin tahmin edilebilirliğini ortadan kaldırdı. Ariel Şaron hükümetinin her intihar saldırısından sonra başlattığı kuşatma ve kapatmalar intihar saldırılarını daha da beslediler. Arafat?ın bu saldırıları organize ettiği gerekçesiyle Mukata Kampı?nda esir tutulması ve Filistin Güvenlik Örgütlerinin İsrail Ordusu?nun operasyonlarında yediği darbeler terör örgütlerinin işini daha da kolaylaştırdı. Kasım 2002 tarihine geldiğinde Filistinli örgütlerin girişmiş olduğu ikiyüze yakın intihar saldırısı son iki yıl içinde 600?ün üzerinde İsrailli?nin ölümüne yol açmıştı. Gerçekleşen intihar saldırısı kadar sayıda militan da eylemlerini gerçekleştiremeden yakalanmışlardı. Terörü durduracağı iddiasıyla iktidara gelen Ariel Şaron hükümeti İsrail tarihinin en kanlı terör olaylarına şahit olmuştu ve Filistin sokaklarında da kendisini havaya uçurmak için fırsat bekleyen binlerce gencin ortaya çıkmasına sebep olmuştu...

İntihar Saldırılarının Geleceği
Dünya intihar saldırılarının istatistiği bunlardan gelecek için bir izdüşüm çıkaracak kadar bilgi sunmuyor bize. Görülen şey örgütlerin intihar saldırısı taktiğini ancak bir müddet koruyabildikleri ve bir müddet sonra kendi kararlarıyla bu taktikten vazgeçtikleridir. Ancak intihar saldırısı stratejisinden vazgeçen örgütlerin hemen tamamı seküler devrimci örgütlerdir. Hamas ve İslami Cihat gibi örgütleri bu taktiği bırakmaya zorlayacak taban baskısı gibi bir problemleri yoktur. Geçtiğimiz yıl içinde Suudi Veliaht Prensi Abdullah içlerinde bu örgütlerin de bulunduğu bir dizi Filistin?li örgütü İsrail?le kalıcı bir barış anlaşmasının yapılacağı bir ara dönem (hudna) ilanına razı etmiş ancak İsrail Ordusu?nun zamansız (kimilerince özellikle zamanlı) eylemleri sonunda bu ihtimal de ortadan kalkmıştır. Hamas ve İslami Cihat Örgütlerinin Bağımsız bir Filistin Devleti istedikleri ve eğer barış süreci böyle bir ihtimali güçlendirirse eylemlerinden vazgeçeceklerine inanmak saflık olur. Bu örgütler içinde İsrail?in ortadan kaldırılması da bulunan bir dizi İslami devrimi öngörmektedirler ve hiç değilse kuruluş mantıkları İsrail?in topyekün ortadan kaldırılmasından sonra eylemlerini Arap dünyasındaki kokuşmuş rejimlere karşı sürdürmelerini gerektirmektedir. Bu örgütlerin tavizle ikna edilmesi söz konusu olmadığından ve askeri çözüm de ancak bunları güçlendirdiğinden akla gelen yegane çözüm dini liderlerin inançlı insanların terörist olarak kullanılmasının önüne geçmesi gibi görülmektedir. Ancak ne yazık ki İslam dünyasında özelde intihar saldırılarına ve genelde de terör eylemlerine karşı güçlü bir dini kararlılık ortaya çıkmış değildir.

İslam intiharı ve terörü ?ama?sı ve ?şayet?i olmayan bir dille reddetmiştir. İki reddedilmişin bir araya geldiği intihar terörünün İslam dini açısından kabullenilebilir addedilmesi mümkün değildir. Ancak İslam dünyası kendi evlatlarını intihar saldırganı olarak yetiştiren kültür yozlaşmasını durdurmaz ve bu saldırıları destekleyen din adamlarını susturmayı başaramazsa intihar saldırıları İslam?ın evrensel çağrısına darbe vuran ve kalplerin İslam?a ısınmasına engel olan bir gaile olarak varlığını devam ettirecektir. Filistin?deki haksız işgale karşı çıkmak ne kadar her Müslüman?ın göreviyse İslam?ın bir grup yanılmış evlatlarının eylemleriyle yargılanmasına engel olmak da o kadar görevimizdir...

İntihar saldırılarını meşru gören kişiler özellikle Filistin kaynaklı intihar saldırılarının Batı Şeria?daki askerlere yönelik olduğunda Hague Konvansiyonu tarafından meşru kılındığını iddia ederler. Zira Hague Konvansiyonu işgal edilmiş halkların işgalcilerine karşı güç kullanmaları fikrini destekler. İkinci durum işgal edilmiş topraklardaki yerleşimcilere yönelik intihar saldırılarıdır ki burada soru bu yerleşimcilerin burada ne işleri olduğuna kayar. İsrail?in bu insanları çatışma bölgesi olan bu alana itmesinin kendi içinde bir intihar eylemi olduğunu iddia eden bu insanlar sorgulanması gerekenin intihar saldırganları değil İsrail devletinin uygulamaları olduğunu söylerler. İsrail?in kendi içindeki intihar saldırılarının illegal ve ahlaken kabul edilemez olduğunu söyleyen bu insanlar yine de suçu İsrail?in kendisini korumak için bir çit kurmamasında bulmaktadırlar. Gazze Şeridi?nin etrafında bir çit kurmuş olan İsrail bu bölgeden sızmaları engellediği halde Batı Şeria çevresinde kurulacak bir çitin zamanla siyasi bir sınıra çevrilmesinden çekinmekte ve çitin kurulmasına engel olmaktadır. İsrail için toprak kendi vatandaşlarının hayatlarından daha değerli ise nasıl olur da Filistinlilerden İsrail vatandaşlarının hayatını aynı topraktan daha değerli bulmaları beklenebilir?


İntihar saldırısı daha büyük bir savaşın bir taktik parçası olarak ortaya çıkmakla birlikte kısa araç olmaktan çıkarak amaç olmaya başlar. Onu kullanan kültür kısa zamanda onunla özdeşleşmeye başlar ve genel olarak kültür yozlaşması yaşanır. Bundan sonra o toplumun intihar saldırganı bulmak için beyin yıkamaya, aylar veya yıllar süren doktrine etme dönemlerine ihtiyacı kalmaz. Toplum çocuklarını intihar saldırganı olarak yetiştirir. Bu toplum ölümü hafife almakla kendini bütün insan zaaflarından sıyrılmış hissetmeye başlar ve bu bütün zayıflıklarına karşı almış olduğu bir zafer hissi verir ona. Böylelikle zayıflığın ve çaresizliğin bir silahı olarak ortaya çıkan intihar eylemi onu kullanana sınırsız bir güçlülük hissi sunar.

İntihar Saldırısı ve Din
İntihar terörünün kullanıldığı her kültür ortamında o kültürün dini kavram ve kuramlarının kullanıldığında şüphe yok. Sorgulanması gereken bu kullanımın din açısından meşru olup olmadığıdır. Müslüman örgütler kendi intihar saldırganlarını şehit olarak adlandırırlar ve İslam kültürü bu örgütler tarafından kullanılabilecek pek çok malzeme sunar. Ancak bu durum İslam?ın intihar saldırılarını desteklediği anlamına gelmez. Yine din intihar saldırganının eylemini meşrulaştırmak için kullanıldığı gibi hedefin meşru bir hedef olduğunu ispat için de kullanılır. İntihar saldırılarını destekleyen İslamistler Kur?an?ın belli bir zaman ve zemin dahilinde tel?in ettiği Yahudileri Kur?an?daki zamanlarından çıkararak günümüzdeki Yahudileri de kapsar hale getirir ve bu lanetten dolayı öldürülmelerini meşru görürler.

İslam dünyasından intihar saldırılarına ilk fetva Hizbullah?ın 1983 yılı sonrasında başlattığı operasyonlara destek veren İranlı mollalardan gelmiştir. Filistin?e intihar saldırılarını aktaran İslami Cihat örgütünün kurucusu Fethi Şikaki bu operasyonların ancak çok özel durumlarda kullanılabilecek bir taktik olduğunu söylemiş ancak gerek kendi örgütü gerekse Hamas kısa zamanda intihar saldırılarını bir "istisnai icazet?ten çıkararak ?genel bir mükellefiyet? olarak algılamaya başlamışlardır. Bazı Müslüman din adamları Filistin?in bir işgal edilmiş toprak olduğu (Dar?ül-Harb) ve İsraillilerin bir ulus olarak işgalci ve zalim oldukları ve bu savaş şartlarında asker ile sivilin birbirinden ayırt edilemeyeceği gerekçesiyle İsraillilere yönelik intihar saldırılarını meşrulaştırma çabaları olmuştur.
Bugün İslam dünyasında intihar saldırılarına gelen desteğin büyük kısmı Vahhabi ulemasından gelmektedir. Filistin asıllı İslam âlimleri de saldırıları İslam ile uzlaştıramasalar dahi telin edememektedirler.

İntihar saldırılarını destekleyen İslamistlere göre Kur?an masumların öldürülmesini yasaklamakla birlikte buna istisnalar da koymuştur. Bu iddiadaki kişiler özellikle Bakara Suresi 178. Ayeti?ndeki ?hür hür ile, köle köle ile, dişi dişi ile kısas olunur? ifadesini delil olarak kullanırlar. Ancak bu satırlar kısas ayetinin bir parçasıdır ve haksız yere öldürülen kişinin bizzat suçu işleyen kişi ile kısas olunması ile alakalıdır. Ötesinde ayetin devamında öldürülen kişinin akrabaları öldüreni affetmeye veya diyetini kabul etmeye davet edilir. Bu kişilerin Kur?an?ın inananları Allah için savaşmaya, ölmeye ve öldürmeye davet eden ayetleri delil olarak kullanmaları da ayetlerin mana bütünlüklerinden ayrı olarak kullanılması sebebiyle geçersizdir.

İntihar saldırılarını destekleyen İslamcı yazarlar çoğunluk Eski ve Yeni Ahit?in de bir dava uğruna kendini feda etme fikrini destekledikleri fikrini kullanırlar. Özellikle Samson?un düşmanlarını bertaraf etmek için kendini öldürdüğünü anlatan Hakimler Kitabı 16. Bab bu yazarların kitaplarında boy gösterir. Yine Samuel I Kitabı?nın 31. Bab?ında hikayesi anlatılan Şaul?un (Harut) esir düşmektense kendi kendini öldürmesi hikayesi bu yazarlar tarafından Allah?ın gerektiğinde intihar etmeyi hoş gördüğü şeklinde yorumlanmıştır.

Muasır İslam uleması arasında intihar terörüne karşı net bir konumu olan kişilerin başında El-Ezher İmamı Şeyh Muhammed Tantavi gelmektedir. Tantavi Filistin?de yaşayan terör eylemlerinin bir bağımsızlık savaşının parçası olduğunu kabul etmekle birlikte intihar saldırılarının İslami bir söylemle meşru kılınamayacağını söyler. Özellikle gerek Eski Ahit?te gerekse Kur?an?da bulunan ?bir kısas olmadan bir insanı öldüren bütün bir kainatı öldürmüş gibidir? ayetini referans kabul eden Şeyh Tantavi intihar saldırılarının İslam?ın savaş doktrinine de tamamen zıt olduğunu vurgulamaktadır. Tantavi intihar saldırısının onursuz bir öldürme eylemi olduğunu ve ?arkadan vurma? olarak algılanacağını söyler ve ekler: ?İslam savaş doktrini bırakın kadın, çocuk ve yaşlıların öldürülmesini, din adamlarının, silahsızların, aman dileyenlerin ve hatta aman dilemeksizin çekilmekte olan bir ordunun askerlerinin dahi öldürülmesini kabul etmez. Kamu binalarına ve tarım ürünlerine zararı men eder. İslam savaş doktrininde öldürülenin bile onuru kırılmaz. İntihar saldırısı ölen ve ölerek öldürenlerin her ikisi için de onursuz bir metottur ve bunun cihat doktrini ile uyuşması mümkün değildir.? Yine de halk baskısı karşısında bir orta formül bulmaya çalışan Tantavi?nin ?intihar saldırılarının Batı Şeria?daki işgalci askerlere yönelik saldırıların? şehadet olarak kabul edilebileceğini kaydetmiştir.

Fethullah Gülen de net bir ifadeyle intihar saldırılarının İslam?la bağdaştırılamayacağını kaydeder. ?Filistin halkı her kesimiyle çok sıkıntılı günler geçirse bile intihar saldırıları doğru değildir. Hedefi ve kimin öleceği belli olmayan saldırılara girişmek, sadece öldürmek için üzerine bombalar bağlayarak hiçbir şeyden habersiz, masum çoluk çocuğun da bulunduğu insanlar arasında pimi çekmek Müslümanca bir hareket olamaz. İslam savaşın en kızıştığı bir noktada bile olsa ?nasıl ölünür, nasıl öldürülür, düşmana karşı nasıl mücadele edilir? meselelerinde bazı kural ve kaideler koymuştur? şeklinde konuşan Gülen Filistinlilerin çaresizliğini anlamakla birlikte içine düşülen bu mücadele yanlışlığı ve bir kısmın insanların tavrıyla İslam?ın ve bütün inananların mahkum edilmesinin üzücü olduğunu söylemektedir.

Ancak Tantavi ve Gülen gibi isimlerin intihar saldırılarını açık bir dille reddeden ifadeleri bugün için İslam dünyasında gerekli yankıyı doğuramamıştır. Asrımızın büyük İslam alimlerinden biri olarak kabul edilen Şeyh Yusuf Kardavi?nin bazı açıklamaları Filistinli intihar saldırganlarının şehit olduklarını destekler mahiyettedir. Kardavi hususen Tantavi?nin onursuz ölüm tezine karşı bir cevap olarak Filistinli intihar saldırganlarının zayıflık ve çaresizlik noktasından değil düşmanın kalbine korku saçmayı hedefleyen bir güçlülük ve isteklilik noktasından hareket ettiklerini iddia etmiş ve İsrail?e yönelik intihar saldırılarının ?kahramanca gerçekleştirilen şahadet operasyonları? olduğunu söylemiştir.

İntihar saldırılarına karşı çıkan İslam alimleri Filistinlilerin başka şansları kalmadığı iddiasını da reddederler. Amerikalı bir Müslüman barış taraftarı olan Remzi Kisya İslam?ın Filistinlilere intihar saldırılarından farklı yöntemleri sağladığını iddia eder ve özellikle Hazreti Hüseyin?in Kerbela?da yetmiş iki silahsız adamıyla Yezid?in ordusuna karşı başlattığı ?sivil itaatsizliği? örnek gösterir. Kisya Filistinlilerin sivil itaatsizlikle İsrail hapishanelerini doldurmaları gerektiğini, Batı Şeria?da başlatacakları olağanüstü boyutlardaki ?izinsiz yapılanma? ile İsrail?i zor durumda bırakabileceklerini ve bu yolla dünyanın sempatisini de kazanacaklarını söyler. Hindistanlıların İngilizlere, İranlıların Şah yönetimine ve Endonezyalıların Suharto rejimine karşı yürüttükleri ?sivil itaatsizlik? kampanyasının başarılı olduğunu söyleyen Kisya Filistin halkının da akla ve dine uygun olan bu yöntemi benimsemesi gerektiğini kaydeder.

?Sivil itaatsizlik dünyanın hiçbir polisinin ve ordusunun karşısında duramayacağı bir silahtır. Bu Peygamber?in silahıdır ama ne yazık ki Müslümanlar bunun farkında değiller. Bu silah sabır ve doğruluk silahıdır. Dünyanın hiçbir silahı bunun karşısında duramaz.?

Patan aşiret reisi Abdülgaffar Han, Mahatma Gandhi ile birlikte İngilizler?i Hindistan?dan kovan lider.

?Evet terör saldırıları için dokuz adamımı İsrail?e gönderdim. Bana niye diye soruyorlar. Benim arkadaşlarım öldü. Benim insanların özgürlük istiyor, kendi haklarını istiyorlar. Bu ordular arasındaki bir savaş değil. Siz de (İsrail) sivilleri öldürdünüz. Biz İsrail 350 kişiyi öldürene kadar saldırılarımızı başlatmadık. Benim düzenlediğim eylemlerde kadınlarınız ve yaşlılarınız öldü, ama çocuklar ölmedi... Sizin gazetelerinizde okuyorum... Otobüslerde çocuklar yoktu... Savaşta da kurallar yoktur...? Sabit Merdavi, İsrail?e yönelik dokuz intihar saldırısının azmettiricisi olmaktan yargılanan İslami Cihat Militanı

İntihar saldırılarında yanlış olan ne var? O da tanklar, uçaklar, el bombaları, F-16?lar ve füzeler gibi insanları öldürüyor. İntifada?da biz intihar saldırılarıyla İsraillileri öldürdük. İsrailliler de bu saydıklarımla kendi kayıplarının on katını bizden öldürdüler. İntihar saldırısının yanlış olan yönünü söyleyeyim size: onu Filistinlilerin kullanıyor olması. Ve karşımızda olanın dünya siyasetini ve medyasını yönlendiren İsrail?in olması...
Abdülaziz Rantisi, Hamas Sözcüsü

Artık Filistinli gençler arasında kimlerin intihar bombacısı olmaya meyilli olduğu gibi bir soru sormanın anlamı kalmamıştır. Bugün Filistinli bir psikologun soracağı daha anlamlı soru kimlerin ve neden intihar bombacısı olmak istemediği sorusudur.
Dr. İyad Sarac, Filistinli Psikolog

Güler misin Ağlar mısın?..
Ağustos 2001 yılında İntihar Saldırılarına karşı çaresiz kalan İsrail?in Kamu Güvenlik Bakan Yardımcısı Gidon Ezra saldırganların cesetlerini domuz derisine bürüyerek gömmek gerektiğini, bu sayede saldırganların şehit sayılamayacağını ve cennete girmelerinin engelleneceğini iddia ediyordu...

İntihar saldırılarını destekleyen Müslüman teologlar tezlerini savunmak için sık sık Eski Ahit?te geçen kıtal ayetlerini de delil olarak kullanırlar. Özellikle Sayılar Kitabı?nda geçen ?Ve şimdi çocuklar arasındaki her erkeği öldürün. Ve bir erkekle birlikte olmuş olarak erkek bilen her kadını öldürün. Ve erkekle birlikte olmamış olarak erkek bilmeyen bütün kadın çocukları kendiniz için sağ bırakın? (Sayılar 31:17) ayetini zikrederek Filistinli intihar saldırganlarını eleştirenler önce kendi kutsal kitaplarına baksınlar eleştirisinde bulunurlar...

İntihar saldırılarının İsrail askerlerini mi yoksa sivil halkları mı hedef alması gerektiğini tartışan örgütler her İsraillinin eninde sonunda asker olacağı gerekçesiyle sivillerin de hedef alınabileceğine kanaat getirdiler. Bir Hamas kitapçığı şöyle söylüyordu: ?Ortalıkta bir sürü koyun dolaşırken kaplanı avlamaya kalkışmak aptallıktır...?

İsrail?in intihar saldırganlarına karşı en büyük problemlerinden biri dindar İsrailli kıyafetlerinin bir bombalı ceketi saklamak için çok uygun olması. Bunun farkında olan Filistinliler 4 Eylül 2001?de ultra-ortodoks Yahudi kıyafeti giydirdikleri bir intihar saldırganını Kudüs?ün halk pazarına yönlendirdiler. Saldırıda 13 kişi yaralandı.

Bir Amerikalı Bilgisayar ?delisi? internete yerleştirdiği ?Kaboom? adındaki bilgisayar oyunuyla oyuncuları intihar saldırganı olup kendilerini dünyanın çeşitli yerlerinde havaya uçurmaya özendirmeye başladı. Oyunda askeri bir kıyafet giymiş olan saldırganın üzerindeki bombalı yeleği patlatan oyuncuya kaç kişiyi (kadın, erkek ve çocuk) öldürdüğü bilgisi verilirken şu da soruldu: ?Bir daha oynamak ister misin?? Oyunun yapımcısı kendisine gelen tepkileri ?bu oyun intihar saldırılarını desteklemiyor, aksine onlara karşı kamu bilincinin artmasını sağlıyor? diye reddetti.

İntihar saldırısı taktiğini kullanan bütün örgüt ve devletler dini retoriği bu eylemlerin meşruiyet zemini olarak kullanmışlardır. İslami retorik örgütlere intihar saldırılarını ?şehadet operasyonları? olarak adlandırma imkanı verirken, Hindu örgütler dinin sağladığı intihar mitini, Yahudi ve Hıristiyan örgütler de kendi şehitlik söylemlerini kullanmışlardır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonların kullandığı kamikazelerin adı da dini bir içerik taşıyordu: Kutsal Rüzgar...

Öldürmek için Ölmek...
2 Haziran günü Ürdün?ün Zerka şehrinde Filistinli bir mülteci ailesinin kapısında şenlik... Hutâri ailesi evlatları Said?in bir önceki gece Tel Aviv sahilindeki bir diskoteğin önünde kendini havaya uçuruşunu kutluyor. Evin etrafında Said?in saldırı öncesinde yedi dinamit çubuklu intihar ceketiyle çekilmiş bir resmi asılmış üzerinde ?21 ve dahası? yazıyor... 21 ve dahası... Dün gece ölen 21 İsrailli genç ve daha niceleri içinde Hasan Hutâri eğleniyor... ?Oğlum adına çok mutlu ve gururluyum? diyor baba ?işin doğrusu biraz da kıskanıyorum onu. Keşke onun yaptığını ben yapabilseydim. Oğlum Peygamber?in emrini yerine getirdi. O artık bir kahraman. Söyleyin bana bir baba oğlundan daha ne bekleyebilir??

27 Ocak 2002... Kudüs?ün ana yollarından birinde Vefa İdris adındaki Filistinli bir hemşire kendisini havaya uçuruyor... Vefa ne dindar bir kız, ne de o güne kadarki intihar saldırganları profiline uyuyor. Resmini sokaklara asılan ?şehit? pankartlarına asmak isteyen Aksa Şehitleri Tugayı militanları kullanabilecekleri başörtülü bir resmini bulmakta bile zorlanıyorlar... Kızılhaç?ta hemşire olarak çalışan 28 yaşındaki Vefa yine de ?şehide? ilan ediliyor. Filistin davasının ilk bayan intihar saldırganı...

Hasan Ramallah?lı bir genç... Üniversiteden yeni mezun olmuş bu delikanlı kendisine iş aramıyor. Zira kariyerini ?intihar bombacısı? olarak noktalamaya karar vermiş. İsrail hapishanelerinde geçen yılları boyunca karar vermiş davası için ölmeye. Yapacağı şeyin Kur?an?ın reddettiği intihar olmadığına inanıyor. ?Buna zorlanmıyorum da? diyor ?seçildim ve fakat istediğim zaman vazgeçebilirim.? Kendisine öldürebileceği Yahudi çocukları sorulduğunda gülümsüyor ?aslında onlara iyilik yapıyorum ben? diyor ?çocukken ölürlerse cennete gidecekler. Yok, büyürler ve o zaman ölürlerse cehennemin gayya çukurları onları bekliyor...? Hasan bir Avrupa gazetesine verdiği demecinden sonra ortadan kayboluyor. Onun son iki yıl içinde kendilerini havaya uçuran onlarca Filistinli gençten biri olduğu sanılıyor...

İntihar saldırıları Filistin ayaklanmasının son iki yılına damgasını vurdu... Yüzü aşkın gerçekleşen intihar saldırısı bir yana tam 190 Filistinli intihar saldırısını gerçekleştirme aşamasında durduruldu. Eylemlerde 600?ün üzerinde İsrailli hayatını kaybetti. Eylemler 2000 yılı başında İsrail?in barış taraftarı Ehud Barak hükümetinin iktidardan uzaklaştırılmasına ve yerine Ariel Şaron?un başbakanlığındaki Milli Birlik Hükümeti?nin kurulmasına yol açtı. Şaron?un sert politikaları intihar saldırılarını azaltmak bir yana hem sayılarını hem de saldırılardaki kayıpları artırdı. İntihar saldırganlarının evleri yıkıldı, akrabaları sürgüne gönderildi, tutuklandı ama eylemler durmadı... Filistinli örgütler eylemlerinin meşruiyet temelini ?İslam dinin şahadet doktrinine? ve Filistin halkının çaresizliğine dayandırdılar... Dünya intihar saldırıları ile İslam Dini arasında doğal bir bağ olduğuna inanmaya başladı. Bu dosyada intihar saldırılarının tarihi gelişimi ve İslam dini ile uyuşmazlığını konu aldık. Mekanın kısıtlılığı her sorunun uzun uzadıya tartışılmasına imkan tanımadı. Ümidimiz bu dosyanın intihar saldırılarını Müslümanların tek silahı olarak görenlerin yanılgılarını anlamalarını ve bu metot ile cihat arasında bağlantılar kuranların inançlarını sorgulamalarını sağlamaktır...


02 Editör
Umuda kaçan umutsuz ve mutsuz insanlar
04 Cihan Dergi
Cihan dergisi'ne her kesimden tam puan geldi
08 Akupunktur
İçinizi sıcak suyla yıkayın kilolardan kurtulun
12 Türkiye'de 3 bin 500 satanist
Satanist takiyye yapıyor ama çıkmazda
18 Kim icad etti bu makinayı
Kameramanlar; insanlar adına gören ve kaydeden birer üçüncü gözdür.
20 TERÖR
İstanbul, beş gün arayla meydana gelen iki ?ikiz terör saldırısı? ile
32 İşe eleman almada testler
İnsanoğlu hep kendi dışındakini tanıma gayreti içinde olmuştur.
34 Çölün gizemli kenti: PETRA
2 bin yıllık bir sırrı saklıyor Ürdün çölleri.
40 Oğuz HAKSEVER
Savaşta, insanı gördü, insanlara bakışı değişti.
46 Seri katil
46'lık raporuyla 43 cana kıyan seri katil cin gibi zeki çıktı
50 Ahmet Nazif ZORLU
Babadağ?da atılan tohum 50 yılda dünyayı sardı.
52 Alamancı Türkler
Gurbetçinin dram öyküleri, başarı hikâyelerine dönüşmeye başladı!
58 Ekonomi
Kafdağı?nın ardındaki ekonomik istikrar!
60 Haluk ULUSOY
Ulusoy: Her fırsatta kelle isteyen yeniçeri zihniyetinden kurtulmalıyı



 tanikhatti@cihan.com.tr
Tel:+90 (212) 551 54 41 Fax: +90 (212) 639 49 76-77  Copyright © 2008 CİHAN