58 |
Kafdağı?nın ardındaki ekonomik istikrar! |
|
Zahir BACANLI, Mustafa YAĞMURLU |
|

İstikrarı, uzun süreler gözleyen Türkiye ekonomisi, son dönemde izlenen tutarlı politikalar ile buna yaklaştı gibi. 2003 yılına tek parti hükümeti ile giren ülkemiz; sıkı bütçe disiplini, faiz dışı fazlada gösterilen özen ve bunları kapsayan başarılı, ödün vermez bir maliye ve para politikası neticesinde gelen güven ortamı ile özlenen istikrarın öyle Kaf Dağı'nın ardında olmadığını gösterdi.
Ekonominin son zamanlardaki gidişi yeni başarılara yönelmiş durumda. Enflasyon son 27 yılın en düşük seviyelerine inerken, Borsa rekorlar kırıyor; faizler, uzun süredir gelemediği düzeylere geriliyor; döviz fiyatları düşmeye devam ediyor. Ekonomide üretim artarken; sanayide kapasite kullanımı yükseliyor.
Ekonomik büyüme özellikle otomotiv, tekstil, gıda, elektrik, elektronik dayanıklı tüketim mallarının yer aldığı imalat sektöründe kendisini gösteriyor. İnşaat sektöründeki canlanmanın ise ikinci bir istikrar yılı olması ümit edilen 2004 ile başlaması bekleniyor. Ekonomi, 2003'ün İlkbaharından beri iyi gidiyor, ama henüz, ekonomi üzerindeki asalak, iç borçlanmanın yol açtığı faiz girdabı ve bunun getirdiği kamu kesimi açığı, azalmakla beraber hâlâ yüksek düzeyini koruyor.
Türkiye, bununla beraber, birçok olumlu gelişmenin üst üste gelmesiyle, kamu kesimi açığını kontrol etmekte son 25 yıldır elde edemediği bir noktaya geldi. Yılbaşından bugüne gelen sıkı harcama kontrolü sürdürülürken, devlet harcamalarında alınan tedbirler ile 20 katrilyon TL tutarında tespit edilmiş bulunan faiz dışı fazla (FDF) hedefine ulaşıldı sayılır.
Bazılarının önerdiği gibi, Uluslararası Para Fonu (IMF) yetkililerini ikna ederek, FDF hedefini, milli gelirin yüzde 6,5?u yerine yüzde 5,5?una indirerek devlet harcamalarının biraz artırılması ve böylece, artık geride kalan Keynesyen politikalar ile yatırımları hızlandırarak biraz iş olanağı üretilmesi önerileri oldukça isabetsiz kalıyor. Ekonomiyi enflasyondan kurtarmak, 2004'de tek haneli rakama indirmek konusunda bu kadar büyük bir fırsat varken, enflasyon lobisinin tuzağına düşülmemeli. Ayrıca, yüzen (dalgalı) kur politikasından taviz vermeyen bir politika, sıcak paranın yol açacağı finansal krizlerin sübabı görevini görecek ve mani olacaktır. Bazı kesimlerin dediği gibi, yeniden döviz fiyatlarının daha yüksek seviyede belirlenerek sabit kur politikasına geri dönülmesi önerilerine itibar edilmemeli. Dalgalı kur uygulaması, bizi enflasyonu yenme noktasına getiren önemli etmenlerden. Hâlâ ekonomimizin büyük bir dış açığı var; harcama kontrolünü gevşettiğimiz takdirde, tüm bu sorunlar şiddetle bizi bunalım noktasına getirecektir.
Geriye dönüp bir bakalım. Bu yılın yüzde 20 ve altındaki enflasyon hedeflerinin tutması bizi 1976 yılına geri götürüyor. o yıllarda TEFE yıllık 16,5 ve TÜFE yıllık 16,4 olarak gerçekleşmişti. 1977 yılında ise kördüğümü istikrarsızlık başladı. 1977 sonunda TEFE 26,3 ve TÜFE 28,0 düzeyine yükselirken, bu tarihten sonra yüzde 20 rakamını bir daha göremedik. Türkiye, maalesef 27 yıl Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) üyesi ülkelerin enflasyon şampiyonu oldu.
Sermaye piyasalarında 2003 yılı
Son bir yıla bakıldığında alternatif yatırım araçlarından mevduatı tercih edenler kazanırken, ABD doları, Euro ve altına yatırım yapanlar reel olarak zarar etti. Enflasyondan arındırıldığında, doların son bir yıldaki reel kaybı yüzde 32, Euro'nun yüzde 20.5 ve altının yüzde 15.2 seviyelerine inerken, mevduat faizinin reel getirisi yüzde 25.5, borsa endeksinin de yüzde 16 seviyelerinde gerçekleşti. Ayrıca, A tipi fonlar ortalama olarak yüzde 24.82 değer kazandılar (dolar bazında yüzde 47.84). Yılbaşından bu yana faaliyette olan 123 A tipi fonun 65 tanesi endeksten daha iyi performans gösterirken (tüm A tipi fonların yüzde 53'ü) 109 tanesi TEFE'yi yenebildi (tüm A tipi fonların yüzde 89'u). B tipi fonlar ise; yılbaşından bu yana ortalama olarak yüzde 28.66 değer kazandılar (dolar bazında yüzde 52.40). Yılbaşından bu yana faaliyette olan 105 B tipi fonun 65 tanesi endeksten daha iyi performans gösterirken (tüm B tipi fonların yüzde 62'si) 100 tanesi de TEFE ve TÜFE'yi yenebildi (tüm B tipi fonların yüzde 95'i). En iyi ile en kötü fon arasındaki yıllık getiri farkının yüzde 95 olarak gerçekleşmesi, fon seçiminin çok dikkatli yapılması gerektiğini ispatlıyor. Enflasyon-getiri ilişkisinde, tüm fonlar birlikte değerlendirildiğinde, TEFE'yi yenemeyenlerin oranı yıllık yüzde 9 gerçekleşti. Enflasyonun düşmesiyle, son aylar itibariyle piyasalarda gözle görülür bir iyileşme seziliyor.
Bu arada, senenin başlarında Irak Savaşı'nın piyasaları etkilemesi ile yükselmesi beklenen döviz kurları, savaştan sonra sıkı maliye ve para politikaları ile desteklenen dalgalı (yüzen) kur uygulaması ile frenlendi. Merkez Bankası, 6 Mayıs'tan itibaren günlük 20 milyon dolarlık döviz alım ihalelerine devam ederken, 17 Mayıs'tan itibaren günlük alım miktarı 50 milyon dolara çıkarıldı. Eylül ayından itibaren opsiyon dahil alım miktarı 60 milyon dolara çıkarıldı.11 Eylül'den itibaren alım miktarı 50 milyon dolara ve opsiyon alımları da 25 milyon dolara çıkarıldı. 7 Ekim'den itibaren alım miktarı 80 milyon dolar, opsiyon 40 milyon dolara
çıkarılırken, 21 Ekim'den itibaren günlük alım miktarı 40 milyon dolar opsiyon ise
20 milyon dolara çıkarıldı. Merkez Bankası, 23 Ekim'den itibaren ise döviz ihaleleri yapılmayacağını duyurdu. Böylece; Merkez Bankası müdahaleleri dışında, senenin sonlarında açık pozisyonlarını kapatmak isteyen ekonomik birimlerin ve yabancı aktörlerin etkisi ile dövizde yaşanan artış yönündeki trend, bir müddet sonra yeniden yatay ve durgun seyre döndü.
Bununla beraber, iç piyasada faiz oranlarının düşmesi, kredi taleplerinin artması yatırım eğiliminin arttığını gösteriyor. 2003'de yurtiçi Türk Lirası cinsi ticari kredi büyüklüğü 2002'ye göre yaklaşık yüzde 100 artmış durumda. 2002 Ekim ayında 12,4 katrilyon TL olan ticari kredi büyüklüğü 2003 Ekim dönemi itibariyle 23,1 katrilyon TL?ye yükseldi.
Ayrıca, Hükümetin, tartışmalı gelişmelerde taraf olmadığını göstermesi ve istikrarı ön plana taşıması sebebiyle olumsuz beklentiler frenlenirken, uluslar arası birimlerin Türkiye ekonomisine yönelik olumlu değerlendirmeleri geleceğe yönelik öngörüleri berraklaştırıyor. Uluslararası platformda işlem gören Türk Eurobondlarına olan talebin artması ise ülkemize duyulan güvenin bir diğer yansıması.
Öte yandan, 2003'de özelleştirmeden beklenen getirinin yakalanamaması, gözleri 2004'e çevirirken, yeni senenin önceki döneme göre özelleştirmede verimli geçmesi bekleniyor. Petkim, Türk Telekom, THY, İMKB, Milli Piyango ve şans oyunları gibi önemli kurumlara ait özelleştirmelerin yeni dönemde realize edilmesi amaçlanıyor.
Tek parti hükümetinin getirdiği güven ortamı ve istikrarlı, tutarlı bütçe disiplinine dayalı ekonomi politikaları ile spekülasyonların yol açtığı suni hareketlerin önüne geçilecektir. Bununla beraber, imalat sanayindeki kapasite kullanım oranının verimlilikle beraber artması ve teknolojik ilerleme ile beraber rekabet üstünlüğüne dayalı ihracatın amaçlanması sürdürülebilir, kalıcı ekonomik büyümeyi getirecektir.
Imf kapısındaki türkiye imajı 2003'de devam etti
Türkiye ile IMF ilişkileri sanıldığı kadar yeni değil. Türkiye IMF?ye üye olduğu 1947 yılından bugüne kadar, 1986?1993 dönemi hariç hemen hemen her üç yılda bir stand-by düzenlemesine muhatap oldu. IMF ile 1 Temmuz 1998'de yapılan yakın izleme anlaşması 1961'den beri yapılan 17. anlaşmaydı. 18 Nisan seçimleri sonrasında yönetime gelen 57. Hükümetin 9 Aralık 1999 günü IMF?ye verdiği niyet mektubunu 2003'de diğerleri izledi.
Uluslararası Para Fonu Başkanı Hörst Köhler, Türkiye'nin ekonomik programda sağladığı başarıyı överek, programın disiplinli şekilde sürdürülmesi halinde Türkiye'nin örnek ülke olacağını söylerken, Uluslararası Para Fonu (IMF) Dış İlişkiler Direktörü Tom Dawson ise, piyasaların, Türkiye'nin programına güçlü destek verdiğini ifade etti.
Başbakan Erdoğan da, ekonomik program ve mali disiplini aynen sürdüreceklerine işaret etti. Erdoğan, 2004 yılında yapılacak yerel seçimler nedeniyle popülist uygulamalara gitmeyeceklerinin de altını çizdi.
IMF'ye şu anda 182 ülke üye. Bu ülkeler IMF?nin yönetiminde de söz sahibi. Bu söz sahipliği, herkesin koyabildiği paraya bağlı. Örneğin ABD'nin oy hakkı 17.35. ABD'yi Japonya 6.22, Almanya 6.08, Fransa 5.02, İngiltere 5.02 ve Suudi Arabistan 3.27 oy oranı ile izliyor. Türkiye'nin IMF yönetimindeki etkinliği ise sadece 0.46. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerin IMF yönetimindeki söz hakkı biraz şekilden öteye gidemezken, 1997?2000 döneminde Dünya Bankası Başkan Yardımcısı olan Joseph Stiglitz, şunları söylüyor: "IMF?nin küstah olduğunu söyleyecekler. IMF?nin, yardım etmesi gereken gelişmekte olan ülkelerin söylediklerine gerçekten kulak vermediklerini söyleyecekler. IMF'nin gizliliğine ve demokratik sorumluluk taşımadığına işaret edecekler. IMF'nin ekonomik reçeteleri işleri iyiye değil, daha kötüye götürdüğünü, ekonomik yavaşlamayı resesyona, resesyonu depresyona dönüştürdüğünü söyleyecekler. Haklılar. Ben, Dünya Bankası'nın baş ekonomistiydim ve IMFn'in sorunlara nasıl yaklaştığını gördüm. Dehşet içinde kaldım."
Buna rağmen, programın Türkiye'de başarılı sürmesi ve IMF yetkililerinin övücü sözleri, Türkiye'nin dünyada bir ilki gerçekleştirmesinden kaynaklanıyor galiba. Abdullah Gül de, ''Gidişat ortada. IMF?nin neredeyse şerefini biz kurtarıyoruz. Eldeki tek succes story (başarı hikâyesi) Türkiye'' derken, Hükümetin, bu kurumla ilişkiye devam edeceği süre içinde yine de dikkatli olması gerekiyor.
Türkiye'nin dramaya dönüşen Ab yolculuğu
Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin neredeyse 40 yıllık bir geçmişi var. 1947'den beri IMF?ye üye olan Türkiye'nin, 31 Temmuz 1959 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) yaptığı başvuru 11 Eylül 1959'da Atina'nınki ile beraber kabul edildi. 12 Eylül 1963 tarihinde ise, Türkiye ile AET'yi Gümrük Birliği'ne götürecek ve tam üyeliği sağlayacak olan Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) imzalandı.
2003'e gelindiğinde ise değişik alanlardaki mevzuatı iyileştirici dört önemli uyum yasa paketi kabul edildi. Temmuz 2003'te kabul edilen yedinci uyum paketi özel önemi haizdir. 3 Kasım 2002 tarihinde seçilen yeni Meclis, söz konusu reform paketlerini büyük bir çoğunlukla kabul ederken, bu süreçte Türk halkının çoğunluğu bu değişikliklere desteğini gösterdi.
AB'ne katılım, Hükümetin başlıca öncelikleri arasında. Hükümet, Kopenhag siyasi kriterlerini 2004 sonundan önce yerine getirme kararlılığını birçok vesileyle vurgularken, ekonomideki iyileşmelerle AB Maastricht ekonomi kriterlerine uyum çabası da sürüyor. Temmuz 2003'te gözden geçirilmiş AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Ulusal Programı hazırlayan Hükümet, Eylül 2003'te, reformların etkili uygulanmasının sağlanması amacıyla, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başkanlığında bir Reform İzleme Grubu kurdu.
Bu arada, Kasım ayında AB Komisyonu'nun açıkladığı İlerleme Raporu, Türkiye'nin bir yıl boyunca yaptığı düzenlemeleri överken, yapılanların uygulamaya geçirilmemesini eleştirdi. Raporda yer alan Kıbrıs'a, yeni bir siyasi kriter olarak vurgu yapıldığına yönelik görüşler, soğuk rüzgarların esmesine sebep olurken, ardından yapılan yumuşatıcı açıklamalar tarafları bir nebze yatıştırdı.
Bununla beraber, AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, AB'deki Türkiye'nin Doğu-Batı çatışmasını önleyeceğini" belirtiyor. Verheugen, Türkiye'nin AB'ye alınması halinde, Batı demokrasisi ile İslam dünyası arasında yaşanması muhtemel bir çatışmanın önlenebileceğine dikkat çekerken, Müslüman bir ülkenin demokrat olabileceğini, aynı zamanda, dini-coğrafi sınırlara karşı olduğuna işaret ediyor.
AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hans Jörg Kretschmer ise, Hükümetin çok yol katettiğini söylerken, AB yolunda yapılan reformların çok olumlu olduğunu ama uygulamaya da geçilmesi lazım' geldiğine dikkat çekiyor. Kretschmer, İlerleme Raporu için "Bu belge çok olumlu, nesnel ve objektiftir. Bu belge son derece teşvik edici bir belgedir. Kuru bir dille yazılmış bir belgedir ama bu, belgenin objektifliğini daha da pekiştirmektedir. Hükümet takdire şayan bir yol kat etti. Bu dikkate değer, çünkü 2003 çok zor bir yıl oldu Türkiye ve hükümet için.
Ekonomik endişeler ve Irak, Türkiye'ye çok sıkıntılar getirdi. Hükümet bir alkışı hakediyor. Siyasi ve yasal değişiklikler tamamlanmıştır. Bu çok önemlidir" dedi.
Buna karşılık Dışişleri Bakanımız ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB Komisyonu'nun Türkiye 2003 İlerleme Raporu'nda, Türkiye'de yapılanların gayet açık ve seçik şekilde ortaya konulduğunu belirterek, rapor için ''Objektif diyebileceğimiz bir açıklama var'' yorumunu yaptı. Gül, müzakere tarihi öncesinde hiç bir engel bırakmama kararlılığı sergiledi.
Mayıs 2004'de AB yeni üyeleri kabul ederken, Türkiye tarih alabilmek için 2004'ün sonunu gözlemeye devam edecek. Muhtemelen üyelik müzakereleri için tarih alacak olan Türkiye için öncekinden daha kesif ve her alanda ayrıntılı yeni bir ilişki sürecinin başlaması bekleniyor.
Krizde ekonominin can damarı kredi kartları
Türkiye'de 1980'li yılların sonunda hayatımıza giren kredi kartı her gün biraz daha fazla kullanıcıya ulaşıyor. Kredi kartı ile ilgili alışveriş her geçen gün artıyor.
Ekonomik krizin yaşandığı ve en küçük alışverişin vadeye yayıldığı günümüz ekonomisinde, pazarlama ve satış teknikleri çok hızlı değişiyor. Kredi kartları da bu değişimin yarattığı ürünlerin başında geliyor. Türk insanının yaşamına geç girmiş olsa da bugün kart pazarında Avrupa'da ilk sıralarda yer alıyoruz.
Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre, 2003 yılının üçüncü döneminde 2003 yılının üçüncü çeyreğinde kredi kartıyla yapılan harcama tutarı yüzde 52 artarak 11 katrilyon liraya çıkarken; kredi kartı sayısı dokuz ayda 18 milyona ulaştı. Türkiye'de artık büyük bir kitle cüzdanlarında para yerine kredi kartı taşımaya başladı.
Bankalararası Kart Merkezi'nin verilerine göre, Türkiye'de Visa/ MasterCard kredi kartlarının cirosu yaklaşık 18 katrilyon liraya ulaştı. BKM'nin Genel Müdürü Uğur Güvenç, dolar bazındaki değeri 12 milyar dolar olan cironun, yılsonunda 16 milyar doları geçeceğini tahmin ediyor. Güvenç, bu rakamın geçtiğimiz yılsonu için 15,7 katrilyon Türk Lirası olarak gerçekleştiğini ve 2001 yılının aynı dönemi ile karşılaştırıldığında yüzde 70'e yakın bir artışın gözlendiğine dikkat çekiyor.
Ekonomide gözlenen canlanma işaretleri, kredi kartı harcamalarına da yansıdı. Yılın üçüncü çeyreğinde harcama tutarı geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 52 artarak 11.1 katrilyon lira oldu. BKM tarafından yapılan açıklamaya göre, kredi ve banka kartlarıyla söz konusu dönemde Türkiye'ye giren döviz miktarı 865 milyon dolar oldu.
2002 yılının üçüncü çeyreğinde 6 katrilyon 379 trilyon lira olan alışveriş tutarı, bu yılın aynı döneminde yüzde 54'lük bir artışla 9 katrilyon 870 trilyon liraya yükseldi. Kredi ve banka kartlarıyla Türkiye'ye giren döviz miktarı 684 milyon dolardan 865 milyon dolara çıktı.
BKM verilerine göre, kredi kartıyla yapılan alışveriş ve nakit avans tutarı Temmuz-Eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52 oranında arttı ve 11 katrilyon 167 trilyon liraya ulaştı. İşlem adetleri ise, yüzde 30'luk bir artışla 170 milyon adetten 220 milyon adede yükseldi.
Türk Lirası bazında yabancı bankalara ait kredi kartlarıyla 845 trilyon lira, banka kartlarıyla ise 362 trilyon lira tutarında işlem yapıldı. Yılın ilk 9 ayında yabancı bankalara ait kredi ve banka kartları ile yapılan alışveriş harcaması 772 milyon dolar, nakit avans kullanımı ise 690 milyon dolar oldu. Geçen yılın Eylül ayı sonunda 1 milyar 252 milyon dolar olan döviz girdisi, 1 milyar 462 milyon dolara yükseldi.
Banka kartıyla yapılan alışveriş ve nakit çekim tutarında da geçen yılın üçüncü çeyreği ile karşılaştırıldığında yüzde 48,7 oranında artış gözlenen verilerde, işlem adetlerindeki artışın da yüzde 16 olduğu görülüyor.
Kredi kartı sayısı 18 milyonu aştı
BKM verilerinde 2002 yılının aynı dönemine göre, ATM'lerde artış yaşandı. Eylül 2002 sonu itibariyle, 11 bin 984 olan ATM sayısı, 12 bin 755'e yükseldi. Kredi kartı kullanımındaki yükselişe paralel olarak Satış Noktası Terminali'nde de (POS) artış oldu. Eylül 2002 sonu itibariyle 463 bin 761 olan POS sayısı 621 bin 046'ya yükseldi.
2002 yılı Eylül ayı sonunda 15 milyon 281 bin 289 adet olan toplam kredi kartı sayısı, 2003 yılının aynı döneminde 18 milyon 34 bin 627 adede, 2002 yılı üçüncü çeyrek sonunda 33 milyon 367 bin 426 olan banka kartı sayısı da, 2003 yılının Eylül ayı sonunda 38 milyon 737 bin 85 adede çıktı.
|