46 |
Medyanın iki usta ismi Mehmet Barlas ve Oğuz Haksever, her hafta cuma günü saat 20.00'de alaturka müzik bilgi ve birikimlerini NTV Radyo'da dinleyiciyle paylaşıyor. |
|
Murat Tokay |
|

Fehmi Koru'nunki fasıl değil müzik ziyafeti
SPOT: Türk sanat müziği tutkusu medyanın iki usta ismini bir araya getirdi. Mehmet Barlas ve Oğuz Haksever, NTV Radyo'da alaturka müziklere yer veren Makam Farkı programını hazırlayıp sunuyor.
SPOT: Barlas ve Haksever, son zamanlarda gazetelere yansıyan medyatik fasıllarla ilgili olarak: "Fehmi Koru'nunki fasıl değil aslında. Fasılda asgari dört solist olur. Bunlar dostlara müzik ziyafeti. Çok hoş bir beraberlik." diyor.
Murat Tokay
Klasik Türk müziğini çok sevdiğini söyleyen Barlas, "Alaturka dinlemeyen insanlara böyle bir keyiften ve derinlikten uzak kaldıkları için acıyorum, üzülüyorum." diyor. Barlas ve Haksever, son zamanlarda gazetelere yansıyan medyatik fasıllarla ilgili olarak da "Fehmi Koru'nunki fasıl değil aslında. Fasılda asgari dört solist olur. Bunlar dostlara müzik ziyafeti. Çok hoş bir beraberlik." ifadelerini kullanıyorlar.
Alaturka tutkusu Medyanın iki usta ismini, Makam Farkı'nda buluşturdu, İkimiz de Antepliyiz ikimiz de iyi kaşık çalarız
Medyanın iki usta ismi Mehmet Barlas ve Oğuz Haksever, her hafta cuma günü saat 20.00'de alaturka müzik bilgi ve birikimlerini NTV Radyo'da dinleyiciyle paylaşıyor. Makam Farkı adıyla yayınlanan program cumartesi 11.10'da, pazar da 10.10'da tekrarlanıyor. Barlas'la ve Haksever'le söyleşimizde Türk sanat müziğinin o engin deryasına daldık.
Makam Farkı nasıl doğdu? Alaturka için bir araya gelmenizden başlayalım..
Oğuz Haksever: Bu birliktelik müzik alışverişiyle başladı. Mehmet Bey'in ne alaturka tutkunu olduğunu biliyordum. Son birkaç yıldır ben de müzikle özellikle de alaturkayla ilgilenmeye başlamıştım. Sonunda birlikte program yapmaya kadar geldi.
Mehmet Barlas: Oğuz Bey makamlara düşkün. Ben makamı ne olursa olsun şarkıya düşkünüm. O önce makamları yazar, sonra şarkılara geçer. Ben şarkıları yazarım sonra makamlara geçerim. Aramızdaki tek fark bu. Makam farkı... Evet, birbirimize kaydettiğimiz müzikleri alıp verdik. İkimizin de arşivi böyle zenginleşti. Oğuz Bey de benim gibi Türk müziğini çok seviyor. O da bu müziğin Türk kültürünün çok önemli bir öğesi olduğunu biliyor. Etrafta bir umursamaz kesim var. Bu kadar büyük bir keyiften, büyük bir derinlikten anlamayan kesimlere acıdığı kesin. Ben acıyorum çünkü. Üzülüyorum onlar için.
OH: Türk müziği ile ilgilenmeye başladıkça bambaşka bir aleme giriyorsunuz.
Peki geniş kitleler niye dinlemiyor bu müziği, sorun ne?
OH: Şimdi müzik alternatifi çok. Eskisi gibi değil. Bir de bu müziğe TRT'nin dışında medya yeterince eğilmiyor. Dolayısıyla biraz geride kalıyor gibi görünüyor.
MB: Ben biraz daha farklı bakıyorum meseleye. Türkiye'de genç kuşak çok dinlemiyor gibi gözükse de bilinçaltlarında bu müzik var. Konserlere gidin, gece kulüplerine, lokallere... Hafız'dan, Mustafa Çavuş'tan bir şarkı söylensin. 7 yaşındaki de, 70 yaşındaki de o şarkıya katılır, söyler. İlgileri yoktur ama biliyorlardır!
Programda yer vereceğiniz müzikleri nasıl seçiyorsunuz?
OH: Önce bir tema seçiliyor. İlk programda Mehmet Bey seyirciyle diyalog temasını getirdi. Orada Münir Nureddin, Zeki Müren karşılaştırmasını yaptı. O temayı besleyecek örnekler veriyoruz. Fazla konuşmuyoruz. Mümkün olduğu kadar fazla müzik dinletiyoruz.
Makam Farkı, Mehmet Barlas'la Emre Kongar'ın gündem üzerine konuştukları Yorum Farkı'nı akla getiriyor...
MB: Yorum Farkı'nda sadece dinliyorum. Burada da dinliyorum ama güzel şey dinliyorum. Emre Kongar'ı değil. O büyük besteleri dinliyorum. Buradaki dinlemek çok keyifli. Ayrıca Oğuz Bey'le çok ortak yanımız var. İkimiz de Antepliyiz. Anteplilik bizi birbirimize göbekten bağlıyor. Mutfağıyla, bütün gelenekleriyle, insana gösterilen özenle Anteplilik diye bir kavram var. Oğuz Bey onun timsali. Ben de ona benzemeye çalışıyorum.
OH: Ben Mehmet Bey'i o hevesle, o arzuyla, heyecanla görünce inanılmaz mutlu oluyorum.
Geçmişte radyo programı yapmış mıydınız?
MB: TRT'den radyo tecrübem var. Kıbrıs Savaşı'nı 24 saat radyoda verdik.
OH: Ben mesleğe TRT'de başladım. İlk acemi muhabirlik dönemim radyoda geçti. TRT'ye giren herkesin mutlaka radyoyla bir haşir neşirliği vardı.
Geçmişte radyo günlerinin ayrı bir yeri var. Hep hasretle yâd ediliyor. İlk radyonuzu hatırlıyor musunuz?
MB: Radyo büyülü bir alet. Sahip olduğum ilk radyomu çok iyi hatırlıyorum. 1950'nin başı. İstanbul radyosu orta dalgadan yayın yapıyor. O dönemde radyo çok pahalı bir şeydi. Amcam bana bir radyo hediye etti. Galenli radyo. Galenli radyo çok özel bir şeydir. Elektriksiz çalışır. İkinci radyomu Yüksek Kaldırım'dan aldım. Siena. Hâlâ duruyor. 15 metre bakır tel germiştim anten olarak. Monte Carlo'yu, Kahire'yi, Lübnan'ı filan dinlemeye başladım.
Şimdi teknoloji müthiş gelişti. iPod, iPhone çıktı. Müziği beraberinizde taşımayı kolaylaştırdı...
MB: Benim cep telefonumda 1.500 şarkı var. iPod'umda yerli yabancı 30 bin müzik. Bu şarkıların içinde klasik müzik var, alaturka var, sololar, korolar.
OH: Benim de çok geniş bir arşivim var. Son üç yıldır hep alaturka topluyorum. Bendeki şarkı sayısı 10-15 bin arasında.
Alaturka müziğin Atatürk döneminde yasaklandığını biliyoruz. Niye böyle bir yasağa ihtiyaç duyuluyor?
MB: 1936'da Şükrü Kaya'nın bir yazısıyla radyoda alaturka yasaklanıyor. Gerekçesi batılılaşma, garplılaşma... Alaturkaya yozlaşmış Osmanlı müziği gözüyle bakılıyor. O dönemde eskiye karşı tepki var. Her şey sıfır tarihinde başlamış onlara önce. 1923 öncesi yok. Ama Atatürk bir Osmanlı subayı.
Yasağın sürdüğü günlerde Atatürk, Ertuğrul Yatı'yla gezerken İstanbul radyosuna telsizle haber gönderiliyor. Gazi alaturka istiyor diye. Sirkeci'deki postane üssünden fasıl yapılıyor. Sadece Atatürk dinlesin diye çalınıyor. Atatürk, alaturkasız yapabilir mi?
OH: Yasağı kaldıran Atatürk'tür. Bir halk sanatçısını dinliyor. Git, radyoda çal diyor ve yasak kalmıyor.
MB: Radyolarda alaturka yasağı şöyle bir hayra vesile oluyor. Münir Nureddin, Yesari Asım gibi sanatçıların hepsi Anadolu'da turneye çıkıyorlar. Türk klasik müziği birdenbire kitlelerle buluşuyor. Antep'e Elazığ'a gidiyorlar. Türk müziğini klasik düzeyde Anadolu sathına yayıyorlar. Radyoyu kim dinleyecek o zaman? Kaç kişide radyo var? İyi ki de yasaklanmış, Anadolu Münir Nureddin'leri gördü.
Oğuz Bey sizin müzik tutkunuzu bilmiyorduk...
OH: Ben küçükten beri müzikle ilgiliyim. Çocukluğumda Antep'te bağ evlerindeki fasıllara tanık olmuşumdur. Aile içinde de sürekli fasıllar olurdu. Oradan kalma bir aşinalık vardı. Gençliğimde farklı müzikler de dinledim ama son üç-dört yıldır ağırlıklı olarak alaturkayla ilgiliyim. Biraz tıngırdatmaca da var.
Ne çalıyorsunuz?
OH: Udla uğraşıyorum. İyi kaşık çalarım. Dinleyenleri şaşırtacak kadar kaşıkta iyiyimdir.
MB: Ben de kaşık çalarım. Hatta ben konservatuvarın kaşık bölümünden mezun oldum, diyorum.
Peki şarkı söylüyor musunuz?
OH: Çok iddialı değilim ama mırıldanırım.
MB: Ben eskiden söylüyordum ama. gırtlak ameliyatı olduktan sonra sesim kalmadı. Şu noktayı vurgulamak lazım. Müzik tutkumda Antep'in ayrı bir önemi var. Çünkü Antep'te İstanbul'daki bar tipi yerlere saz denirdi. Saza gittiğiniz zaman sanatçıdan Dede Efendi isterler. Mualla Gökçay, Ayşe Taş gibi sanatçılar Antep sazlarından geçmişlerdir. Antep sazında klasik Türk müziği dinlenir. Adam şalvarıyla gelir, bakarsınız Itri'den, Dede Efendi'den parça ister. Antep inanılmaz bir alaturkacıdır.
Müzik dinlemek için özel vakit ayırıyor musunuz?
OH: Müziksiz yapamıyorum ben. Her aşamada, her yerde, yolda evde işte dinliyorum.
MB: Ben müzik dinlemeden yazı yazmam.
Yazı yazarken özel bir tercihiniz var mı? Klasik mi dinlersiniz, alaturka mı?
MB: O andaki moda bağlı.
Siz müziği tek başınıza dinlemekten hoşlanmıyormuşsunuz. Niye?
MB: Hayatta kulaklık kullanarak müzik dinlemem. Bir kere dinlemişimdir. Müziği paylaşmadan olur mu?
Türk sanat müziği, sanatçılar niye göz önünde değil. Geniş kitlelerle niye buluşamıyor?
MB: Ben öyle görmüyorum.
Korolara bakın, konserlere gidin. Tıklım tıklımdır. İstanbul'da üç tane ciddi klasik müzik topluluğu var. Bunlar durmadan bir yerlerde sahneye çıkıyor. Bu konserlerde genç isimler çıkıp sololar yapıyor. Amatör gruplar da var, onları saymıyorum.
OH: Bunların içinde bir Üsküdar Musiki Cemiyeti vardır. Amatör bir topluluktur ama kurumsaldır. Gidin oraya bir bakın, yaş skalasını görürsünüz.
Medyada çok öne çıkamıyor maalesef...
OH: Evet. Medyada yaşadığımız çok tuhaf bir durum var. Medya, içine çekile çekile dışarıda, sokakta ne oluyor farkında olmamaya başladı. Zaten takıldıkları barlar, eğlence mekanları bile belli. Oraları yazmaya başladılar. Dışarıda başka bir hayat var.
MB: Bir de eski basını düşünün pazar günleri Münir Nureddin korosunun konseri olurdu. Milliyet gazetesinden Refii Cevad Ulunay'ın konserle ilgili yazısı çıkardı. Herkes onu okurdu. Burhan Felek müthiş gazel söylerdi. Bizim evde Vasfi Rıza Zobu, Burhan Felek'in karşılıklı gazel söylediklerini hatırlıyorum. Böyle bir dünya vardı.
Son dönemde moda olmaya başlayan medyatik fasıllarla ilgili ne düşünüyorsunuz?
MB: Fehmi Koru faslı ayrı. O fasıl değil aslında. Fasılda asgari dört solist olur. Fehmi Koru'nun fasılları dostlara müzik ziyafeti. Ciddi fasıl değil. Ama çok hoş bir beraberlik.
OH: Fasıl peşrevle başlar; şarkılar olur, taksim olur. Köçekçe mutlaka olur. Onun bir forumu vardır.
MB: Ben evde fasıl yaptığım zaman asgari 30 müzisyen gelir. Bütün sazlar tamamdır. Üç kadın üç erkek solist olur. Başta mutlaka bir repertuar seçilir. Hangi makamdan fasıl olacağıyla ilgili. Arkasından solistler gelir. Onların hepsinde nota vardır.
Bugün dikkatinizi çeken, severek dinlediğiniz TSM sanatçıları kimler?
OH: Ben açık söyleyim. Mehmet Bey'den birçok sesi tanıdım, öğrendim. O muazzam takip ediyor. İçlerinden birini ben çok sevdim Eda Karaytuğ. Sonra Güzin Değişmez, Dilek Türkan, İsmail Olgay.
MB: Bir de büyük sesler var. Adnan Mungan, Münip Utandı, Bekir Ünlüataer, Doğan Dikmen gibi.
|