|
28 |
Türk – Arap ilişkilerinde medyanın rolü |
|
Kemal Beyatlı |
|

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla tek süper güç haline gelen ABD’nin 11 Eylül saldırısının bahane ederek başlattığı Afganistan ve Irak savaşı, Ortadoğu’yu içinde çıkılması güç bir kaosa sürükledi. Buna ek olarak ABD’nin İsrail’e verdiği sınırsız desteğin devam etmesi birçok Ortadoğu ülkesini farklı arayışlara yöneltti.
Bu gelişmeler yaşanırken Türkiye demokrasi yolunda önemli mesafeler alarak bölgenin yükselen ülkesi olma yoluna girdi. Demokrasisini güçlendiren Türkiye’de halkın işbaşına getirdiği iktidar, asırlar boyu birlikte yaşadığı insanlara kucak açmaya başladı. Hükümet tarafından başlatılan bu kucaklaşma, elbette halk tarafından da büyük kabul gördü. Kendi içinde açılımı başlatan Türkiye, başta Arap ülkeleri olmak üzere tüm Ortadoğu coğrafyasıyla da yeninden kucaklaşmaya başladı.
Türkiye’nin söz konusu coğrafya ile yeninden yakınlaşmasında Arap basını şüphesiz önemli rol üstlendi. Aslında Arap basının Türkiye’ye ilgisi, TBMM’nin Amerikan askerlerine Irak’a girmek için topraklarımızı kullanma izni vermemesiyle başlamıştı. TBMM’nin bu kararının ne denli isabetli olduğu ilerleyen günlerde ortaya çıktı. ABD’ye verilen olumsuz yanıta ek olarak Irak’ın toprak bütünlüğüne bu ülkede yaşananlar konusunda gösterdiği hassasiyet Arap basının Türkiye’ye ilgisini biraz daha artırdı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Filistin halkına verdiği büyük desteği her platformda dile getirmesi, ardından Davos’ta yaşanan “one minute” krizi Araplar arasında Türkiye’ye karşı büyük bir sevgi ve hayranlığın doğmasına neden oldu. Türkiye’nin bölgede uzun yıllar en büyük müttefiki olan İsrail’e karşı sergilediği bu tutum böylesi bir çıkışa hasret Arap kamuoyunu derinden etkiledi.
Kısa süre öncesine kadar Arap medyasında esamesi okunmayan Türkiye, Arap gazetecilerin en büyük ilgi alanı haline geldi. Osmanlı İmparatorluğu’nun Arapları geri bıraktığı ve sömürdüğü tezini uzun yıllar işleyen birçok Arap medya kuruluşu, birden bire Osmanlı’nın ve padişahlarının erdemlerinin anlatıldığı çarşaf çarşaf haberler yayınlamaya başladı. Daha önceleri Türkiye’ye hiç uğramayan Arap gazetecileri, Türk yetkililerle mulakat yapmak için randevu kuyruğuna girmeye, eskiden “Bu Arapların iç işidir, kimse karışmasın” dedikleri konular hakkında görüş almaya başladılar.
Türkiye’de yeni sayılan stratejik araştırma ve düşünce kuruluşları da bu alanda büyük katkı sağlayarak iki tarafın entellektüellerini biraraya getirdi.
Bütün bunlar olurken Türk hükümeti de boş durmayarak Arap ve diğer İslam ülkeleriyle ilişkileri güçlendirmek için önemli adımlar attı. Kısa sürede birçok Arap ülkesiyle vizeler kaldırılarak ticaret hacimleri katlanarak artırıldı. Bu sayede Türkiye, tüm dünyayı kasıp kavuran ekonomik krizin etkilerini de daha hafif hissetti.
Arap ülkeleriyle gelinen nokta birkaç sene öncesine kadar hayal bile edilmeyecek kadar uzaktı. İlişkilerin bu denli gelişmesinde, izlenen politikaları sadece hükümetlerin değil halkların da benimsemesinin büyük katkısı oldu.
|
|
|
|
|